22 Aralık 2010 Çarşamba

....





Aileler. İnsanlar aile içindeyken nasılda birbirlerine benziyorlar. Ne itici, ne akrabaca.
Yakınları, denilir, birinin yakınları.
Görünüşünü birinden almış olması, onu miras edinmesi. Sanki miras bırakanın bıraktığını alabilmesi için illede ölmesi gerekiyormuş gibi. Ağızlar, burunlar. Birbirine benzer şekilde yerleştirilmiş gözler - birbirine yakın, birbirinden uzak, cekik, düz; kesin saptanamayan birşey, öyle birşey.
Çene, kemik yapısı, nasıl hareket ettikleri. Duruşları, yürüyüş biçimleri.
Ördekler gibi.
Akraba, soy, sop. Bir akrabaya sahip olup ondan ömür boyu kurtulamamak. Ailesi olmak. Anne baba çocuk.
Aynı etten kemikten olduğumuzu söylerdi. İnsanın etinin ve kemiğinin bile kendisine ait olmasına izin vermiyorlar be...

Sanki sadece burnun, gözlerin, kemiklerin onları fiziksel olarak andırıyor diye seni yargılama ve cezalardırma hakları varmış gibi.. Senin yerine senin için bir hayat seçer gibi. evet bunları bunları bunları bunları bu şekilde yaşayacaksın!
Sen böyle bir çocuk değilsin' ler
Sanki nasıl bir çocuk olunacağına karar verecek olan onlarmış gibi.
Biz nerede hata yaptık' lar
Sanki kendi hayatları da başlı başına bir hata değilmiş gibi.

Bir insanın kendi hayatını yaşayabilmesi için bütün o birbirine benzer ağızların, kulakların alınların çenelerin ölmesini beklemesi....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder