Thomas Bernhard, ayna karşısına her geçtiğinde usturayı
tenine daha da yakın tutanlardan. Beton aslında, 98 sayfa ve tek paragraftan
oluşan, kocaman bir tuğladır, kapağını kapattığınızda elinizde tuttuğunuz.
Diğerlerini dışarıda kendini içeride bırakmanın romanıdır.
Ve içeride olup bitenlerin…
Bernhard, o delici üslubuyla, hep yaptığı gibi,
dışarıdakilere saldırırken içeriden kendine de saldırır. Kalıplara oturmayı
reddederken, bu reddedişi de sorgulayarak sürdürür anlatısını.
“Ben hep tamamen
yalnız kalarak, herhangi bir insan olmadan, zihinsel çalışmamı sürdürürüm
sanıyordum, bunun yanılgı olduğu ortaya çıktı, ama gerçekten de birine
gereksinimimiz olduğu da yanılgıydı, bu iş için bir insana gereksinimimiz var ve
gereksinimimiz yok, ve bazen gereksinimimiz oluyor ve bazen de olmuyor ve bazen
oluyor bazen olmuyor aynı zamanda, bu gerçeklerin en saçması şimdi, bu gün
kafama dank etti; birine gereksinimimiz var mı yok mu ve hiçbir zaman gerçekte
neye gereksinimimiz olduğunu asla bilemediğimiz için mutsuzuzdur ve dolayısıyla
istediğimiz ve bize görünen anda zihinsel bir çalışmaya başlayamayız.”
Bitirdiğinizde yüzünüze inen bir tokattır, Beton.
Ve gücünü kesinlikle buradan alıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder