Bir şeyin üzerine ne kadar fazla düşünürseniz, pratiğe indirgeme ihtimali o oranda uzaklaşır yanınızdan. Çünkü kusursuzluk bu dünyaya sığdırabileceğiniz bir şey değildir.
Üzerine düşünülen her ne ise, siz düşünmeye devam ettikçe o bir hayalete dönüşecektir, varlığını asla ellerinizle hissedemeyeceğiniz bir hayalete...
Bu yüzdendir ki, düşünülenlerin her uygulama girişimi, önce hayal edeni hasta eder. Gördüğü eşsiz rüya, ancak kafasının içindeyken eşsiz kalabilmektedir çünkü.
Uyandığındaysa yine hazırlıksız yakalanacaktır.
Kabus devam ediyordur...
24 Aralık 2012 Pazartesi
Yazmak üzerine yazamamak, yazamamak üzerine de yazamamak...
Görkemli, büyük çıldırış,
tertemiz, bembeyaz oh!!!
21 Aralık 2012 Cuma
Céline
Bu gün sıklıkla zaman üzerine düşündüm. Gecenin Sonuna Yolculuk' u elimden hiç bırakmadım, mutfağa, yatak odasına, salona nereye gittiysem taşıyıp durdum yanımda. Yalnızca zamanı düşünmek; saniye göstergesine kitlenmek gibiydi bir duvar saatinin. Ve zaman tarafından hipnotize edildiğimi sanabilirdiniz.
Bense o anda, kitapların tam da birer zaman makineleri olduklarını düşünüyorum.
Şairin de dediği gibi çok kullanılmış bir zamandan hiç kullanılmamış bir zamana geçmek için... Göz açıp kapatıncaya kadar...
Öyle ise, geçiyorum hiç kullanılmamış bir zamana ve aralıyorum bacaklarını;
Yolculuk etmek,çok işe yarar, düş gücünü çalıştırır. Gerisi yalnızca düş kırıklığı ve yorgunluktan ibarettir. Bizim yolculuğumuz ise tümüyle düşseldir. Gücünü buradan alır.
Yaşamdan ölüme doğru gider. İnsanlar, hayvanlar, kentler, nesneler, her şey düşlenmiştir. Bu bir romandır, yalnızca düşsel bir öyküdür. Böyle buyurmuştur Littre, o ki asla yanılmaz.
Kaldı ki herkes aynı şeyi yapabilir. Gözünü yummak yeterlidir.
Yaşamın öbür tarafındadır bu.
" ...Bu durumda düşüncelere dalar, yaklaşık on dakika boyunca ağzı açık kalır sonra da derhal dengesine kavuşurdu yeniden, nasıl olursa olsun, neyle olursa olsun, ama her zaman hem de sapasağlam bir biçimde, çünkü onun iç yaşantısında tereddüde dahi yer yoktu, hele gerçeklere hiç yoktu..."
Gecenin Sonuna Yolculuk / L. F. Céline
Bense o anda, kitapların tam da birer zaman makineleri olduklarını düşünüyorum.
Şairin de dediği gibi çok kullanılmış bir zamandan hiç kullanılmamış bir zamana geçmek için... Göz açıp kapatıncaya kadar...
Öyle ise, geçiyorum hiç kullanılmamış bir zamana ve aralıyorum bacaklarını;
Yolculuk etmek,çok işe yarar, düş gücünü çalıştırır. Gerisi yalnızca düş kırıklığı ve yorgunluktan ibarettir. Bizim yolculuğumuz ise tümüyle düşseldir. Gücünü buradan alır.
Yaşamdan ölüme doğru gider. İnsanlar, hayvanlar, kentler, nesneler, her şey düşlenmiştir. Bu bir romandır, yalnızca düşsel bir öyküdür. Böyle buyurmuştur Littre, o ki asla yanılmaz.
Kaldı ki herkes aynı şeyi yapabilir. Gözünü yummak yeterlidir.
Yaşamın öbür tarafındadır bu.
" ...Bu durumda düşüncelere dalar, yaklaşık on dakika boyunca ağzı açık kalır sonra da derhal dengesine kavuşurdu yeniden, nasıl olursa olsun, neyle olursa olsun, ama her zaman hem de sapasağlam bir biçimde, çünkü onun iç yaşantısında tereddüde dahi yer yoktu, hele gerçeklere hiç yoktu..."
Gecenin Sonuna Yolculuk / L. F. Céline
20 Aralık 2012 Perşembe
Örümcek ve Bardamu
" Anlayıverin artık!" diye yanıtladım. "Anlayıverin artık! Her şey size fazlasıyla açıklanıyor zaten! Sorunda bu! Anlamaya çalışsanıza! Uğraşın biraz!"
Bardamu' nun hayaleti dolaşıyor, gece...
Eğilmiş kulağıma, " Ağını..." diyor "sözcüklerle ören bir örümceksin sen."
"Duyuyorsun fısıltısını karanlığın."
Söylesene bana...
" Bir hayalet kaç kez öldürülebilir bir örümcek tarafından?"
Bardamu' nun hayaleti dolaşıyor, gece...
Eğilmiş kulağıma, " Ağını..." diyor "sözcüklerle ören bir örümceksin sen."
"Duyuyorsun fısıltısını karanlığın."
Söylesene bana...
" Bir hayalet kaç kez öldürülebilir bir örümcek tarafından?"
25 Kasım 2012 Pazar
*
İçimdeki tüm kadınlara...
Başlasın şölen!
Soyunsun bütün kadınlar göğe, yeryüzünün güzelliğini göstermek için.
İçilsin tüm şarapları nehirlerinden şiirin,
Ve bir kadının bir bedeninde uyansın zehir
Ve düş ve başkaları...
Bir lemur kılığında konuşsun gece...
19 Kasım 2012 Pazartesi
Künt.
Yangın gibi derin sular gibi sonra,
Uçurumlar havasızlık bir anda
Kurşun gibi sana yanmak
dar gibi yollar.
Duvarlar...
Vurgun gibi sonra,
Vurur gibi sanma
Kalmak gibi gitmek gibi
Kalmak gibi gitmek...
13 Kasım 2012 Salı
Ayna*
Burada dil yok!
Burada kullanılan aynadır..
Dilinize bakın kendinizi göreceksiniz.
İnsanlarla konuştuğumuzu sanırız.. Oysa yaptığımız kendi kendimize konuşmaktır.
Birini anlamak mı istediniz gerçekten.. Bunu konuştuklarını dinleyerek yapamazsınız.
Dil'ini tutun ve onu kendisine doğru çevirin...
Gördüklerinizden hoşlanmadınız mı?
Makyajınızı tazeleyin ve anlatmaya devam edin...
Burada kullanılan aynadır..
Dilinize bakın kendinizi göreceksiniz.
İnsanlarla konuştuğumuzu sanırız.. Oysa yaptığımız kendi kendimize konuşmaktır.
Birini anlamak mı istediniz gerçekten.. Bunu konuştuklarını dinleyerek yapamazsınız.
Dil'ini tutun ve onu kendisine doğru çevirin...
Gördüklerinizden hoşlanmadınız mı?
Makyajınızı tazeleyin ve anlatmaya devam edin...
3 Kasım 2012 Cumartesi
Tüplü Dalış
- Seks diye bir şey duydun mu?
- Elbette duydum.
- Seksin ne işe yaradığını buldum.
- Sahi mi? Bu harika!
- İnsanlar su altında yaşamadıkları için...
- Anlamadım?
- Balıklar sekse ihtiyaç duymaz, sadece yumurtalarını yayarlar ve suda döllerler insanlar bunu yapamaz çünkü suda yaşamıyorlar. Suyu içselleştirmek zorundayız, bu yüzden seks yaparız.
- Yani insanlar suda yaşasalardı seks yapmayacaklar mıydı?
- Bir tür seks yaparlardı ancak birbirlerine dokunmazlardı.
-Tüplü dalış duydun mu?
- Evet. Taşınabilen su altı aygıtı.
- Kesinlikle.
- Aynı şeyi mi düşünüyoruz?
- Evet. Hadi sen sor ona.
- Hey Luciana bizimle küvette seks yapar mısın? Bu bir deney.
- Dalga mı geçiyorsun? Siktir git pislik! Babama böyle pis konuştuğunu söyleyeceğim. Ayrıca sikişmenin ne demek olduğunu bilmediğinden de eminim.
- Kadınlar bizden çok farklılar.
- Bunun nedeni su altında yaşamıyor olmamız...
22 Ekim 2012 Pazartesi
Club Silencio..
Bando yok.
Orkestra yok.
Bütün bunlar sadece bant kaydı.
Bando yok ve hala bandoyu duyuyoruz..
Klarnet duymak isterseniz dinleyin..
Tamburo ile sordina...
Tamburo ile sordina' yla bir şarkı söyle...
Ve sus!
Kes!
Bu sahte bir orkestra, bu bir
ilizyon, tamamı kaydedilmiştir...
Sisli görüntü... Bir evdeyim, yüzünü sadece çenesi ve burnunun bir kısmı şeklinde görüyorum. İzliyorum. Konuşuyor, anlatıyor, gülüyor, ciddileşiyor, ama durmuyor dudakları..
Loş bir oda, bordo çarşafları olan bir yatak, beden sanki delip geçmek istiyor gibi gidip geliyor içimde..
Karanlık, gri bir mekanda tek başımayım, başka detay yok.
Uyanma vaktin geldi ufaklık...
Orkestra yok.
Bütün bunlar sadece bant kaydı.
Bando yok ve hala bandoyu duyuyoruz..
Klarnet duymak isterseniz dinleyin..
Tamburo ile sordina...
Tamburo ile sordina' yla bir şarkı söyle...
Ve sus!
Kes!
Bu sahte bir orkestra, bu bir
ilizyon, tamamı kaydedilmiştir...
Sisli görüntü... Bir evdeyim, yüzünü sadece çenesi ve burnunun bir kısmı şeklinde görüyorum. İzliyorum. Konuşuyor, anlatıyor, gülüyor, ciddileşiyor, ama durmuyor dudakları..
Loş bir oda, bordo çarşafları olan bir yatak, beden sanki delip geçmek istiyor gibi gidip geliyor içimde..
Karanlık, gri bir mekanda tek başımayım, başka detay yok.
Uyanma vaktin geldi ufaklık...
21 Eylül 2012 Cuma
. . .
" Bazen şiddetle sarsılmış bir vücutta zehir uyanır ve dirilir, tıpkı bir düş gibi..."
Evet.. bir hayalmiş gibi hissedebilirsiniz önce..
Acayiptir,
Çekicidir,
Değişiktir...
ama hep kendinizi bulursunuz o zehirde...
Bende böyle başladı..
Sonra yavaş yavaş doldu içime..
Zehir mi?
Uyandı!
Hepinize tatlı rüyalar :)
15 Eylül 2012 Cumartesi
Dokunmak...
I.
Yavaşça yaklaşıyorum, görüntünün netliğini bozacak kadar,yüzümdeki yara izlerine olabildiğince yakın. Gözleri kocaman açılıyor "beni daha iyi görebilmek için." izlere bakıyor her birine, ayrı ayrı, şefkatle, bir tanesini bile atlamadan.
Elleri çok büyük "bana daha iyi dokunabilmek için" ve o kocaman elleriyle yüzümdeki izlere dokunuyor her birine, hiç birini atlamadan, arzuyla.
Dudakları ölümcül bir lezzete çağırır gibi yüzünün en güzel yerinde duruyor öylece. Hafif bir aralanma, nefesini veriyor yüzüme doğru, acele etmeden, sanki son nefesiymiş gibi...
Yüzümden boynuma akar gibi iniyor dokunuşları, o kavrıyor ben kıvranıyorum...
II.
Bakıyor gözlerini hiç ayırmadan, kapının önünde ıslak ve çıplak. Küçük adımlar atıyor, bana doğru, acele etmeden. İzliyorum...
Kafasını kaldırmış, burnumun hizasında tutuyor yüzünü, bir heykel gibi, yanan bir heykel.. ifadesinin izleri netleşiyor gözlerimin önünde, küçücük suratında dünyanın izlerini taşıyor kadın.
Dokunuyorum her bir çizgisine. Yakıyor parmaklarımı ifade, yalıyor parmak uçlarımı ateşi.
Boynu ritmini gizliyor yaşamın... kavrıyorum! Ellerimde hızlanıyor ritmi hayatının, kıvranıyor ruhu dans eden bir ateş gibi gecede..
1 Eylül 2012 Cumartesi
Bir Hatırlatma..
İnsan zihninin en şaşırtıcı manevralarıdır unutmak ve hatırlamak.. An olur uğruna kendini unuttuğu Şey'in ne olduğunu unutur insan.. korkunç bir dönüşümü vardır tabi bunun. Hayatta karşılığı olan hiç bir Şey sanıldığı kadar kolay değildir. Kolay sanılanın da hayatta karşılığı bulunmaz. Unuttuğunun bedelini başka bir Şey'i hatırlayarak ödemek zorundadır insan.. Bu böyledir!
28 Ağustos 2012 Salı
Respects Foucault !
İnsan zihni sınırlılığı içinde, büyük ışığın bir kıvılcımı olmaktan çok, karanlığın bir parçasıdır. Görünüşün kısmi ve geçici gerçeği onun sınırlı zekasına açık değildir. Deliliği yalnızca şey'lerin tersini, onların gecesel yanını, gerçeklerinin dolaysız çelişkisini keşfedebilmektir. İnsan tanrıya kadar yükselerek yalnızca kendini aşmamalı, aynı zamanda kendini, esas yapısı olan zayıflığından tamamen kurtarmalı, dünyevi şeyler ile bunların tanrısal özleri arasındaki çelişkiye bir solukta egemen olmalıdır. Çünkü gerçeğin görünüş içinde ortaya çıkan kısmı onun yansıması değil de acımasız bir çelişkidir. Sébastien Franck " her şeyin iki çehresi vardır, çünkü tanrı dünyayla çelişmeye, görünüşü ona bırakarak şey'lerin özünü ve gerçeğini kendine almaya karar vermiştir. işte bu nedenden ötürü her şey dünyada gözüktüğünün zıddıdır. Tersine dönmüş bir " Siléne " demektir.
Frank' ın istedikleri, bu büyük dönüşümden önce, görünüşün ona kendi düzeyinde hükmeden binlerce küçük dönüşüm tarafından durdurulduğunu bilmektir; tersine döndürülmüş siléne, tanrının bizden çekip aldığı gerçeğin simgesi değildir; o çok daha fazlası ve çok daha azıdır.
Bizzat şey'lerin yer hizasındaki simgesi, gerçeğin tek ve doğru yolunu bizden belki de ebediyen gizleyen zıtların şu yansımasıdır. Her şey iki cephe gösterir.
Dış cephe ölümü gösterir; içe bakınız burada hayat vardır veya tersine..
gerçekten deli miydi? Dünyanın tersine döndüğü ve canınıza neden kastedildiğini sormanın delilik sayıldığı bir devirde, insanın deli muamelesi görmesinin çok kolay olduğu apaçık. Tabi yine de tutturabilmek gerek, ancak maksat büyük katliamdan kurtulmak olunca, kimi beyinlerde düş gücü feci şekilde gayrete geliyordu.
o zamanlar da yaşam kolay değildi elbette ;)
Geçmiş zaman algısı Ve Şimdiki zaman
...Geçmiş zaman
Sinirliyim! Tahamül eşiklerime bir şeyler oldu yine.. deli oluyorum;
İnsanları sevemiyorum!Ne zamandır üzerime yapışan o saçma hastalık da hala devam ediyor, hala yazamıyorum.
hani bazıları daha da eşitti nesnelerin...
hani en çok da içimeydi hükmü?
- Neden yapıyorsun bütün bunları?
- Daha çok hissedebilmek için!
- Aslında dostları gizli düşmanlarıdır insanın.
- ...
Herkes üstüne alınabilir bunu ama biliyorum ki genellemelerin de patladığı anlar var..
bazen de götünde patlar!
Bana umut ver... Flaş!
Bana cesaret ver... Flaş!
Bana cinnet ver... Flaş!
Dağıl dikkatli okur.
*pozlarınızı bu sayfanın dışına saklayın.
Ve şimdi ki zaman...
Hastalık gitti..
Artık biliyorum!
Bütün nesneler eşittir. Bazıları daha da eşit 'kalem'
Çünkü 'kalem' hükmediyor her şeye.
En çok da içime!!!
Geçmiş zaman algısı..
Gergin zamanlar...
İçime ruh hastası kaçmış olmalı!
Motivasyon eksikliğine bağlı olarak konsantrasyon sorunu yaşıyorum..
Hep aynı yerden yapılan eylem algı zehirlenmesine sebep oluyormuş...
Benim algımın tam olarak nerede zehirlendiği ise şaibesini hala koruyor.
Şimdi de içime Freud kaçtı sanki.. Eve bir tane şu psikoterapi için kullanılan koltuklardan almak istiyorum.
Acaip fetiş buluyorum o koltukları.. Üzerinde sevişirsem arınmış hissedebilirim belki. Divan fetişisti.
Koca bir günü kırmızı bir kutunun içinde, yeşil çay içerek geçirdim. Yatak çarşaflarını da kırmızı yaptığımdan beri boğuluyorum aslında...
boktan kontrastlardan freudyen sohbetlere hoş geldiniz!!
Konuşmak
İnsan eyleminin etkinlik alanı bütünüyle iki temel ilkece yönetilir; Sapkınlık ve Boşunalık.
ilki, iyi niyetlerin cehenneme giden yolda kaldırım taşı olarak döşenmesini, bu dünyayı iyileştirmeye çalışan her girişimin kesinlikle onu daha beter hale getireceğini güvence altına alır. ikincisi, girişinde 'ilerleme' yada 'reform' yazan bütün yolların hiç bir yere cıkmamasını ve kuma saplanıp kalmasını güvence altına alır.
bunun aksini gösteren herhangi bir harita bu dünyaya ait değildir.
Peki bütün bu hayvanların kralı kim? Kimin yıkıcı eli hiç bir canlı varlığı esirgemiyor?
İnsan yiyecek için öldürüyor, örtünmek için öldürüyor, öğrenmek ve eğlenmek için öldürüyor,öldürmek için öldürüyor, insanlık sürekli bir katliam dünyasında yaşıyor.
Kemanında ki kedi bağırsağından, üstündeki elbiseye, masanda ki akşam yemeğine kadar dünya cesetlerden geçilmiyor.
Geri döndürülemez ve geleceği bu denli etkileyecek bir doğum ihtimalini göze almak için en iyi yer neresidir?
olası bir insan doğru dürüst bir yaşam fırsatını nerede bulabilir?
Ama intiharların yoğun bir biçimde dağılmasını sağlayan yüksek intihar oranı genel mutluluk toplamına gerçek bir katkıda bulunabilir sence de öyle değil mi?
ilki, iyi niyetlerin cehenneme giden yolda kaldırım taşı olarak döşenmesini, bu dünyayı iyileştirmeye çalışan her girişimin kesinlikle onu daha beter hale getireceğini güvence altına alır. ikincisi, girişinde 'ilerleme' yada 'reform' yazan bütün yolların hiç bir yere cıkmamasını ve kuma saplanıp kalmasını güvence altına alır.
bunun aksini gösteren herhangi bir harita bu dünyaya ait değildir.
Peki bütün bu hayvanların kralı kim? Kimin yıkıcı eli hiç bir canlı varlığı esirgemiyor?
İnsan yiyecek için öldürüyor, örtünmek için öldürüyor, öğrenmek ve eğlenmek için öldürüyor,öldürmek için öldürüyor, insanlık sürekli bir katliam dünyasında yaşıyor.
Kemanında ki kedi bağırsağından, üstündeki elbiseye, masanda ki akşam yemeğine kadar dünya cesetlerden geçilmiyor.
Geri döndürülemez ve geleceği bu denli etkileyecek bir doğum ihtimalini göze almak için en iyi yer neresidir?
olası bir insan doğru dürüst bir yaşam fırsatını nerede bulabilir?
Ama intiharların yoğun bir biçimde dağılmasını sağlayan yüksek intihar oranı genel mutluluk toplamına gerçek bir katkıda bulunabilir sence de öyle değil mi?
Dil*
Kainat sana hayal kurarken bile var olandan(!) farklı bir şey sunmuyor.
Elindeki veriyi standartta olduğundan farklı biçimlerde işleyip adına 'hayal' diyor..
bazen bu hayal dediğimiz 'umut' diye de çağırılır.
Gündelik metaforlarla hayali metaforların nesneleri aynı, farklı olan sadece yansımaları..
Temelde hayatın tüm bu kusurlu işleyişi, sosyolojik olarak bireylerin, bu kusurlu döngü içindeki en kusurlu şekliyle konumlanmalarına bağlı olarak, kusursuzluğunu ortaya koyar...
Onaylayıcı ya da yatsıyıcı niteliklerin de bu döngüye ait olduğunu,
benim şahane(!) kortekslerimin yalnızca verili durumun parçalarını başka şekilde, başka biçimde bir araya getirerek bu metni var etmiş olduğunu düşünecek olursak..
Bütün parçalar çok boyutlu aynalar üzerinden okunabilir...
Dilin tüm süreçlerinin, dört tarafı aynalarla cevrili kocaman bir odada gerçekleştiğinden şüpheleniyorum!
Ayna ayna söyle bana!
13 Ocak 2012 Cuma
Funéaire
I.Bir gün biri sizi uçurumdan aşağıya iterse, bilin ki sonsuz bir iyilik yapmıştır.
" Tanrı olma fikri neden yabancı değil insana?"
" Ölebiliyor oluşundan kuşkusuz."
Varoluş algısındaki giyotin...
Ah siz!
Karanlıklara yakarırken sessiz sessiz, bütün elmalar çığlık çığlığa yas tutuyorlar.
Duymuyorsunuz!
Kör metafor tırmanıyor uçurumun kenarındaki ine. Ve her şey bir başka şey artık, herkes bir başkası...
II.
Manyak martıların maviyle yaptıkları sonsuz valsin bitimsiz armonisi, üzerine kondukları kadavraları didiklerken devam ediyor.
" Biri ölsün ötekiler biliyor külleri nereye savrulacak..."
"Dünya!" diye bağırıyor uzaktan deli bir kadın.
" Canlı maymun lokantası."
Perde bir giyotin... İniyor kafalarına protokolün* ve bütün salon başına yıkılıyor insanlığın.
Hiçten alkışlar kopuyor geceye...
* protokol: (Latince) proto-kolos
* proto: birinci
* kolos: götler
(degerli götler ya da götü değerliler)
Kirli'nin 1.Günü
"Bir gün buradan ayrılmak istiyorum." dedi Kirli.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




















