3 Kasım 2013 Pazar

Gölge


Kişisel tarihimin karanlık sayfalarına usturayla dalmak, sadece kelimeleri değil harfleri bile parçalarına ayırmak, o duru anlamsızlığın içinde akmak, akışkan olmak istedim.
Hiç bir şeye yapışmadan sakince...
Ve en soğuk tarafını zihnime ayırdım o yüzden bütün keskinlerin.
Tüm bu yan yana getirilenler suskunun deliliğe evrilmesi gibi.


Sessizlik ki her yerde... 

26 Eylül 2013 Perşembe

Okumalardan Seçkiler -1-


Thomas Bernhard, ayna karşısına her geçtiğinde usturayı tenine daha da yakın tutanlardan. Beton aslında, 98 sayfa ve tek paragraftan oluşan, kocaman bir tuğladır, kapağını kapattığınızda elinizde tuttuğunuz.
Diğerlerini dışarıda kendini içeride bırakmanın romanıdır. Ve içeride olup bitenlerin…
  
Bernhard, o delici üslubuyla, hep yaptığı gibi, dışarıdakilere saldırırken içeriden kendine de saldırır. Kalıplara oturmayı reddederken, bu reddedişi de sorgulayarak sürdürür anlatısını.

“Ben hep tamamen yalnız kalarak, herhangi bir insan olmadan, zihinsel çalışmamı sürdürürüm sanıyordum, bunun yanılgı olduğu ortaya çıktı, ama gerçekten de birine gereksinimimiz olduğu da yanılgıydı, bu iş için bir insana gereksinimimiz var ve gereksinimimiz yok, ve bazen gereksinimimiz oluyor ve bazen de olmuyor ve bazen oluyor bazen olmuyor aynı zamanda, bu gerçeklerin en saçması şimdi, bu gün kafama dank etti; birine gereksinimimiz var mı yok mu ve hiçbir zaman gerçekte neye gereksinimimiz olduğunu asla bilemediğimiz için mutsuzuzdur ve dolayısıyla istediğimiz ve bize görünen anda zihinsel bir çalışmaya başlayamayız.”

Bitirdiğinizde yüzünüze inen bir tokattır, Beton.

Ve gücünü kesinlikle buradan alıyor.


                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         

14 Nisan 2013 Pazar

Ve...

Yürüdüğün yollar, yaptığın seçimler, sevdiğin kadınlar, sevdiğin adamlar, hepsi katilin aslında...
Seni neyin öldürdüğünü unutmamalısın diyor. Sen gittiğinde bir parçan buralarda kalsın istiyorsan, seni neyin geberttiğini unutmamalısın. Bu yolda onunla beraber yürüdüğünü de.
Katilin seninle gelir o son ana kadar!
Seni nasıl öldürüyor?
Hangi vuruş canına okuyacak?
Bizim açlığımız çok başkadır.
Duyguya duyulan özlem giderilebilir mi?
Hadi anlat bana!
Dök içinde olanı biteni, olamayanı!
Bir türlü başlayamadığı için hiç bitemeyecek olanı anlat!
Anlat! Belki rahatlarsın.
Mutlu değilsin, biliyorum. Yalnız hissediyorsun, bu da doğru. Ne yapmalı? Nasıl kurtulur insan içindeki o derin boşluktan?
Boşluk kendini hep bir ağrı olarak mı hissettirir?
Asılı sallanırken yerçekimli ortamda, hangi kahramanın çıkıp gelecek sayfaların arasından? Ve hep bu kadar uzun mu sürer?
Boynuna geçirdiği halat...
Ve yerçekimi...
Ölümünün sebebinin yerçekimi olduğunu söylediler. Son nefesini vermesi tam 48 yıl sürdü.
  

5 Nisan 2013 Cuma

Wax Poetic


Köprüye bakıyorum... 
Bütün öykü anlatıcıları uyandığında sokaklarda kimse yok, 
Sessiz sedasız yüzüne dağılan şehrin, istanbul uluorta soyunur, 
sessiz sedasız sabaha karşı... Ve güneş sonunda sıkılacaksın doğuşundan, 
Kendini fark edip aynalarda kıracaksın tek tek geçmişinde ne varsa!!! 
Yıldızlar aşk kadar uzak diye anlatır çocuklar, 
henüz ölmedik bilmiyoruz der günler, 
(mavidir her yer mavidir...) 
Dinlesen anlayacaksın usul, 
(yitirirken izleri hüzünlü şehrin...) 
Bütün öykü anlatıcıları birbirine karışsın diye, 
(hepsi!) 
Su altında kanat çırpan üveyik, 
dinlesen anlayacaksın usul, 
(mavidir her yer mavidir...) 
Kaçamaz beton olsa şehrinde istanbul, 
insan bulanla yarışır, 
bırakmaz karışsın renkler birbiri ardına bütün bu çiçekler güzelliklerden payını alamayanlar gibi, 
(Bırakamaz!!!) 
bırakmaz payını alanlar güzellikten, 
hiç inanmaz inanmaz inanmaz hiçbirimize inanmaz... 
(mavidir her yer mavidir...) 
Hiçbirimize inanmaz hiçbirimize, 
Bakma liman olduğuma sen benim derinlerde mavimde nelerim gizlidir gizemlidir, 
Gecelerim gündüzlerim, 
Senin gibi neler gördüm, 
(mavidir her yer mavidir...) 
Aşka bak kaçana kaçtım, 
(Kaçtım!) 
Onbin yıldır pervane gezdim, 
(gezdim dolaştım...) 
içtim şarabını mestanelikte, 
(içtim içtim!) 
içtin mi kaçırdın mı? 
(bulamadım dost.) 
ipek yolu üstündesiniz ya, 
(buldum!) 
dost, dost, ipek yolunun üstündesiniz ya, 
(işte orda...) 
Gençsiniz aklınız var, 
Aşkı kavradınız artık, 
(Aldınız!) 
Geçiniz geçiniz geçiniz geçiniz, 
(Giydiniz!) 
Tam zamanında geldiniz, 
Tam zamanında, 
Tam zamanında geldiniz, 
Tam zamanında, 
Uyurgezer, 
Uyurgezer, 
(mavidir her yer mavidir...) 
gerçek kimdir? 
kim doğru söyler? 
hangi şehirde, 
hangi şehirdedir, 
kim burdaydı? 
(geldi mi?) 
Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi, 
(ilk sahibi nerde?) 
mal da yalan mülk de yalan var biraz da sen oyalan 
(İnsan o insan, insan kalırsa kalır, mavidir her yer mavidir, döndüm, mavidir her yer mavidir...)


Justine




Soğukkanlı olun ve bir "anı" düşünün, bu aptal boş hayali üretenlerin ona yüklemeye çalıştıkları komik ve çelişkili nitelikleri inceleyin: Birbirleri içine geçerken nasıl tahrip ettiklerini görün ve bireysel kaygılardan ve toplu yadsımadan doğan bu tanrısal hayaletin, bir an olsun inanmanızı, bir dakika olsun incelemenizi hak etmeyen, insanın ruhunu altüst eden, kalbini sıkıştıran ve mezardan, bir daha dönmemek üzere çıkmamış olması gereken adi bir hayaletten başka bir şey olmadığını anlayın...
                                                                                                     

3 Nisan 2013 Çarşamba

03:03

"Ölümle olabildiğince yakın         
  durmak. Zayıf düşmeden 
  tükenmeden- Hatta  gerekirse zayıf düşerek, tükenerek 
  Ve hatta gerekirse ölerek. "   
                                                     George Bataille


Saat 03:03

Aynada kendime bakıyorum, çizgilerle dolu anlamsız bir yüz, iri bir burun ve kemikli bir surat, şimdiye kadar gördüklerinden en küçücük bir memnuniyet izi taşımayan, donuk, ifadesiz gözler.
" Bu gözler. " diyorum kendi kendime.
" ... "
Sırıtıyorum, aynadaki de sırıtıyor.
" Sanki ..."  diyor.
Kimse duymuyor, O aldırmıyor.

"Hadi." " Bunu yapabileceğini sen de biliyorsun, yapabilirsin." " Yap!"
" Bitir işini! "
Kapat... O dönsün kendi etrafında,
Fark ederse... Eder mi dersin?














 

1 Nisan 2013 Pazartesi

Sanrılı Tanrı

Bir boşluktan diğerine geçiş için havada asılı kaldığınız saatler, günler, anlar...
Zamanın bir başka zamanla birleşmesi, yaşamın ölümle birleşmesi gibi...
Zamanın bacakları arasında ufacık bir an işte insan, adına hayat dediği rüyanın içinde sallanıyor sallanıyor sallanıyor.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Benlik...






- Seni dış dünyanın bütün tehlikelerinden korudum. Bu yüzden sen de kendine dışarıdaki bütün tehlikeleri getirebilecek birini seçtin...

?

 
Acılı çocukluğumuz olmasaydı kim bilir kim olurduk ?











7 Ocak 2013 Pazartesi

Kül


Ben ki sancısıyım kırıklarımın. Anlatıyorum, isteyen terk etsin.
Dağılıyor da zaten...
Düşündükçe uzaklaşıyor kopan her bir parça, 27 yıl uzaktayım kendimden.

Hayali bir yara değildir bu yaladığım.

Bekliyorum sessizce,
Kişiliğimin felaketinin tekrar güzel görünmesini.




1 Ocak 2013 Salı

Oğul




Ve Oğul, en büyük hatasıydı bir annenin.
Bütün olmak istemedikleriydi.
Ve olmak istedikleriydi karşısına çıkacak her dişi için...
Ve Oğul,
İçinden bir penis çıkartmanın gururuydu bu eril dünyaya,
Ve nihayet geldi,
bütün kızlarının üstüne basa basa basa basa!


Ve oğul, şimdi başka bir şey artık...